| Toplum Sosyal Sorumluluğu Devletten Değil, Şirketlerden Bekliyor |
|
|
|
|
Pazarlamacının toplum içinde iyi bir algısı yok. Pazarlamacılar; genellikle sadece kendi çıkarını düşünen, insanların ihtiyaç duymadıkları ürünleri bile onlara satmasını bilen, becerikli, zeki, kıvrak, tüketicinin zafiyetlerini kullanan, bencil insanlar olarak algılanıyorlar. Yaratıcılar ama ahlakları pek gelişmiş değil. Para ve çıkar uğruna her şeyi yaptıkları inancı yaygın. Sadece pazarlamacılar değil, genel olarak şirketlerin ve şirket patronlarının da yarattıkları algı kötü. Hem Türkiye’de hem dünyada yapılan “kurumların güvenirliği” araştırmalarında kamuoylarının güvendiği kurumlar listesinde “şirketler”, en sondan ikinci sıradalar, onların altında ise “siyaset” kurumu son sırada yer alıyor. Genel olarak şirketler ve siyasi partiler “kalpsiz” ve “omurgasız” olarak algılanıyor: Bu iki kurum, gücü elinde bulundurmasına karşın sadece kendi çıkarını düşünüyor.
İkincisi, çok saygın
bildiğimiz küresel şirketlerin arka bahçelerinde birçok pisliğin
bulunduğuna tanık olduk. Bilgi paylaşımı arttıkça dünya giderek şeffaflaştı ve
eskiden kapalı kapılar ardında kalan gerçeklere herkes ulaştı. Nike’nin uzak
doğuda çocuk işçi çalıştırdığı, Starbucks’ın kahve üreticilerine adil
davranmadığı anlaşıldı. Bu şirketler tüketiciler tarafından protesto edildiler.
Her iki şirket bu konuları ciddiye alarak durumlarını düzeltti ve daha da ileri
giderek, zamanla, hem ‘Adil
Ticaretin
Halkla ilişkiler şirketleri de, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri yaratmak, bunları şirketlere beğendirmek yarışına girdi. Bu gelişmede dikkat edilmesi gereken konu, toplumun sorumluluk talebine şirketlerin bu sorumluluğu içselleştirmek ve gerçekten sosyal sorumluluğu üstlenmek yerine meseleyi algı düzeyinde çözmek yolunu tercih etmiş olmasıdır. Şirketlerin üstlendiği Kurumsal Sosyal Sorumluk projeleri elbette takdir edilecek iyi uygulamalardır ama toplumun talebine gerçek bir cevap değildir. Toplum şirketlerden daha derin bir talepte bulunmakta, şirketlerin gerçekten çevreye ve topluma karşı sorumluluk almasını talep etmektedir. Mesele sadece algı yönetmekle geçiştirilecek boyutta değildir.
Maalesef, bu konular şirket yönetim kademelerinde tartışıldığında genellikle kısa dönemli bakış açıları galip geliyor. Çevreye ve topluma duyarlı olmaya kimsenin itirazı olmuyor ama şirketin karlılığını korumak adına neredeyse her zaman miyopluk, ağır basıyor. Eğer gelir ve bilinç düzeyi düşükse tüketici, tabii ki kendisine teklif edilen seçenekler arasından en ucuzunu tercih edecektir. Ama yine araştırmalardan biliyoruz ki, birbirine yakın fiyatlı teklifler arasından, tüketiciler her zaman en güvendikleri markanın teklifini tercih ediyor. Bu güveni de yukarıda anlatmaya çalıştığım; şirket-toplum, insan-doğa, bugün-yarın gibi dengeleri koruyabilen şirketler tazanıyor. Şunu görmemiz lazım: Bugün artık, toplum eskiden devletten beklediğini büyük şirketlerden bekliyor. Bu beklenti yükselişi; şirketlerin büyümelerinden, güçlerine güç katmalarından kaynaklanıyor. Şirketlerin sahip olduğu büyüklük ve güç aynı zamanda bir karşı gücü doğuruyor: Toplum, her geçen gün şirketlere daha fazla sorumluluk yüklüyor.
Bu nedenle büyük şirketlerin iş modellerini sadece kendi çıkarları doğrultusunda kurgulamaları bugünün dünyasında artık sürdürülebilir değildir. Bu Zamanın Ruhu, bu zamanın tüketicisi, sürdürülebilir pazarlama anlayışını talep ediyor. Sürdürülebilirlik kavramı pek çok alanda kullanılan bir kavram. Bu kavramın pazarlamaya yansımasını bir kaç noktada özetlemek mümkün: • Her şirket hem kendi
çıkarını hem de toplum çıkarını düşünerek faaliyet göstermelidir. (Aydınlanmış
Kişisel Çıkar • Doğal kaynakların sınırlı olduğu ve bunların bize emanet edildiği bilinciyle şirketin; hem bugünü hem yarını düşünerek davranması ve bu konuda topluma öncülük etmesi gereklidir.
• Sürdürülebilir pazarlama anlayışını uygulayan şirketlerin müşterilerine veya tüketicilerine bakış açısı da geleneksel yaklaşımdan farklıdır. Sürdürülebilir Pazarlama yapan şirketler, yapacakları inovasyonları müşterileriyle birlikte düşünerek yaparlar. Bu şirketler için müşteri (veya tüketici) kendisine parası karşılığı bir ürün/hizmet satılan kişi değildir. Müşteri, işbirliği yapılan bir bireydir.
• Sürdürülebilir Pazarlama anlayışını hayata geçirecek olanlar ise otantik liderlerdir. Bu liderler; kişisel değer yargılarını açıkça ifade eden, sezgisel karar verebilen, alışılmamış çözümleri üreten liderlerdir. Sahip oldukları değerleri bizzat yaşayarak gösteren, örnek olan liderlerdir. Farklı kültürel ve sosyal kaynaklardan yararlanan, etraflarında yaratıcı fikirleri barındırabilen liderlerdir. (Ekonomik Krizde Hangi Lider Fark Yaratır?) Pazarlama ve genel olarak şirket yönetimleri, kalpsiz ve omurgasız olmak zorunda değil. Toplumsal sorumluluk almak, mutlaka maliyetleri artıran ve karlılığı düşüren uygulamalar olmak zorunda da değil. Aksine daha duyarlı ve daha sorumlu iş yapma biçimleri şaşırtıcı bir şekilde yatırımcılarına en karlı geri dönüşü sağlayan yatırımlar bile olabilir.
Bu davranış, pazarlamanın da omurgalı ve kalpten yapılabileceğinin bir örneğidir. Üstelik bu yol rakiplerin ertesi gün taklit edemeyeceği kadar özgün bir yoldur. Zamanın Ruhu şirketlerin toplumsal konularda tavır almasını talep ediyor. Bu konular sadece siyasetin tekelinde olan konular değil, şirketlerin de toplumsal konularda söz söyleme hakkı var. Hatta bugünün dünyasında şirketler, hayatımız üzerinde, siyasetten daha fazla etkiye sahipler. Zaten bu nedenle toplum her geçen gün şirketlere daha fazla sorumluluk yüklüyor. Kaynak:http://www.temelaksoy.com |